Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA- 2007 seçimlerinde yüzde 20,9 oy alan CHP'nin son seçimlerdeki oyu ise yüzde 5 fazla ile yüzde 25,9. Bu yüzde 5, Kılıçdaroğlu'nun veya "Yeni CHP"nin sağladığı bir artış değil. 2007 seçimlerinde yüzde 5,42 oy alan DP, yüzde 0,5 oyu olan Haydar Baş'ın BTP'si ile son seçimde ittifaka girdi ve birlikte yüzde 0,7 oy aldılar. Demek ki DP'den yüzde 5,2'lik oy ile 2007'de Genç Parti'nin aldığı yüzde 3'lük oyun büyük kısmı CHP'ye gitti. Buna sebep de, AK Parti dışındaki bütün partilerin AK Parti karşısında bir cephe oluşturması ve hem bu sebeple hem de izahı bu yazıda konumuz olmayan başka sebeplerle CHP ile eski merkez sağ partileri olan DP, Genç Parti ve MHP arasında geçişkenliklerin yaşanır olmasıdır. Yani kimse, CHP değişti ve başına Kılıçdaroğlu geldi diye CHP'ye oy vermedi. AK Parti'nin yüzde 3'lük artışı da SP, MHP ve çok azı da DP'den geldi.
Değerlendirme ve tahliller maalesef vakıalar bilinmeden veya nazara alınmadan yapılıyor ve aynı insanlar, her zaman farklı tahlil ve değerlendirmelerle karşımıza çıkabiliyorlar. Ne yazık ki, aynı tavrı Türkiye'nin en önemli meselelerinden olan "Kürt meselesi"nde de görüyoruz.
Şimdi ortada TESEV'in, oyunu kendi açıklamasına göre büyük ihtimal BDP'li bir bağımsıza veren Cengiz Çandar tarafından hazırlanmış bir rapor var. Rapor, "Kürt meselesi"nin çözümü için devletin PKK ve Öcalan'la masaya oturması gerektiği sonucuna varıyor; raporun özeti bu.
En az on yıldır "Kürt meselesi" denilen mesele üzerinde çok yazdım ve bu meselenin Kürt meselesi olmadığı, Kürtlere Cumhuriyet tarihi boyunca yapılanı ve bilhassa Güneydoğu'nun durumunu istismarla Türkiye-İran-Irak-Suriye Kürt bölgelerini içine alacak ve özellikle bölge ülkelerinin düşmanlığını üzerine çekerek bölgede İsrail'i rahatlatacak, hattâ sonuçta Büyük İsrail'e katılacak, yani yine Kürtleri ezecek bir devlet kurma hedefinin güdüldüğü üzerinde ısrarla durdum. On yıldır gelinen süreçte Türkiye'nin Irak'taki kırmızı çizgilerinin bir bir kalmayacağını, önce Kuzey Irak Kürt bölgesi hükümetiyle, sonra da PKK ile masaya oturtulacağını defalarca ifade ettim. Ve, dün "Kürt sorunu siyasallaşmalı, dağdan ovaya inmeli; Kürt siyasal hareketi, PKK ve şiddetle arasına mesafe koymalı" diyenler, bugün terörün Türkiye'yi yendiğini söyleyerek, BDP gibi partilerin PKK'nın partisi olduğunu da kabullenerek, "Kürt siyasal hareketi"ni terörün güdümüne terk ediyor ve Türkiye devletinin teröristlerle masaya oturmasını, yani Türkiye'nin terörün diline teslim olmasını teklif edebiliyor, böylece "Hak kuvvetindir" anlayışıyla teröre hak tanımış oluyorlar ve terörist güce taç giydiriyorlar. Ne yazık ki, yeterli bilgi ile fikir beyanı arasındaki münasebeti hiç düşünmeyen bazı sözümona "muhafazakâr" ve "İslâmcı" kalemler veya ağızlar da buna çanak tutabiliyorlar.
Türkiye, PKK terörüne yenilmedi. Terörle mücadeleyi sürekli askere bırakan siyasîler yenildiler ve terörle mücadeleyi hep kendi inisiyatifinde tutan ve en azından "yanlış" diyebileceğimiz uygulamalara imza atan asker, başarılı olamadı. Ve bugün Türkiye, hem de bölge gücü, dünyanın da hatırı sayılır güçlerinden olduğunu iddia ettiği bir dönemde, hayatî bir meselesini, hem de "hür dünya"nın "terörle mücadele" adına ülkeler işgal ettiği, "terör elebaşıları"nı öldürmek için başka ülkelerde operasyonlar düzenlediği bir zamanda otuz yıllık terörün başındaki ve kendisine gereken cezayı veremeyeceğimizden kanun değiştirdiğimiz bir adamla görüşerek çözmeye çağrılıyor. Ve bir partinin, terörün başı tarafından, onun direktifleriyle idare edildiği artık açıkça ortaya konuyor ve hiçbir şey olmuyor.
Türkiye, bu çizgide gittikçe ileride hem Güneydoğu'da hem bölgede hem de Türkiye'nin büyük şehirlerinde daha kanlı hadiselere şahit olacaktır. İlk yapılması gereken, askerin tamamen sahasına çekilmesi ve siyasî otoritenin terörle mücadeleyi askerin uhdesinden tamamen kendi uhdesine almasıdır.
Ali Ünal
ali.unal@zaman.com.tr